‘Şiirler’ kategorisi arşivi

Dinle

                                               DİNLE

 AYNA FISILDADI DUYURDU SIR MAHREM KÜPÜNÜ

CADIMSI HÜZÜNLERİM UYANMIŞ AĞLIYORDU

 BİR GÜLME TUTTURDU BÖĞÜRTLEN TADI GÖZLERİN

KAOS FIRTINASI TAZI HIZINDA BACAKLAR SARI DÜŞÜNCELİ

EŞEKARISI SOKASI ÖLDÜREN DEDİKODU DİLLERİN

AYAKÜSTÜ NASIL OLUR BİR ANDA NAMUS SATIŞI

DİNLE ; DERİNDEN AĞLAYAN FOSİL ARZULAR GELDİ

ACILAR SANA YAPIŞIR ÖBÜR ALEME SAKLANIR KORKULAR

ŞEFFAF MELODİ PİŞERKEN GİRUSLARDA

NEFRET NASIL TA KALBİNE DİKER BAYRAĞI

GİT GELMELERDEN VAZGEÇ EY HUZUR

ANLATTIM SANA ; KAPMACADIR SEVDA ATEŞİ

ELLERİN YANAR ŞUURUN KAPANIR CEHENNEMDİR AYRILIK

DİNLE : NE AYNALARDAN GEÇTİM ÜSTELİK HEPSİ GÖZÜ KAPALI

                                                                                                                             Bedir HATEM

Antakya İzlenimleri

 ŞİİRLER/ Cumali KARATAŞ

 ANTAKYA İZLENİMLERİ

1

Hiç düşünmemiştim

Mavi gecelerin biteceğini bu kentte.

Parkında dizdize oturur,

Sokaklarında kolkola gezerdi insanlar…

Dökmezdi bu mevsimde

Defne ağacı yapraklarını.

Sanki öper gibi akardı Asi nehri.

Amik ovalarını.                                                                                           

            Gömülüp karanlığına,

            Bu kente küsmezdi güneş

            Rüzgâr eserdi bu mevsim.

            İyot kokusunu sindirirdi tenlerimize.

            Bakıp bakıp hayıflanmazdık;

            Masalarda kadeh tutan ellerimize.

                                    Bu kadar ümitsiz,

                                    Bu kadar karamsar değildi insanlar…

                                    Sabah neşeyle giderlerdi işlerine.

                                    Akşam hasretle dönerlerdi;

            Tarihin konuştuğu o dar sokaklardan

            Yokuş yukarı evlerine.

                                   Sokaklar dedim…

                                   Ayak izlerimin kaldığı,

                                   Milyonlarca kez çiğnediğim o parke taşlarında.

                                   Bir karanlıklar kuyusu var şimdi.

                                               Sana gelemiyor ayaklarım.

                                   İdam sehpaları kurulmuş sanki

                                   Her köşe başlarında.

                       Bilirsin ama;

                       Basit bir şairim ben!..

                       Şıpsevdiyim,

       şaşıyım, 

                                                    miyobum.

                       Yokluğunda ben her şeyim…

                                                           Bir taş parçası kadar

                                                                                  hiçim.

                                   Onun için…

                                   Unut beni deli kız.

                                   Duymamış ol hiç seni sevdiğimi.

                                   Ve al git artık…

            Bir çınar gibi,

Derinden derine içime kök salarken,

            O öldüren bakışlarını.

Unut beni deli kız unut…

            Gül geç sevdalı hallerime                

            Adımı artık anma olan olsun

            Ve siliver gitsin bir çırpıda yaşantından.

Dudaklarında ıslaklığı kalmayan

            Bir yudum şarap gibi.

2

            Ayazlı bir sonbahar sabahında

            Yanaklarımda iki damla gözyaşı

En ölümcül işkencelerin acısında

            Geleceğim sana…

            O zaman sakın sorma

            Nereye gideceğimi,

            Ne yapacağımı,

            Sensiz nasıl yaşayacağımı

            Düşünme.

Leylâkların döküldüğü bir mevsim

            Kapını çalacağım…

            Bir rüzgârın ölü nefesiyle

            Sana geldiğimi .

            Avuçlarımda ıslaklığı kurumayan

            İki damla göyaşı  .

Olduğunu göreceksin

Uzanan ellerimden tanıyacaksın belki.

            Belki yorgun nefesimden.

3

Sevmemeliyim diyordum.

Tutuldum gözlerinde başlayan fırtınaya.

Bir sayfa da senin için

Açtım günah defterime.

İhanet ettim dürüstlüğüme

Bir kere sevdim işti seni.

Ama unutamam.

Unutamam seni…

İftira ettiniz de.

Olan gücüyle bağır sesinin.

O şair müsvettesi  seni

           Unutmuş derlerse bir gün.

           İnanma…

Geceyle üleşirim ben yalnızlığımı

           Sigaramı sen yakarsın.

           Dökersin masama dalgalı saçlarını

YILLAR SONRA ANTAKYA

 

Bir Pazar sabahı…

Yine Antakya’dayım yıllar sonra..

Doyulmaz bir güney akşamından

Devrolmuşum sabaha.

Ama artık o sabahlar

Benim bildiğim sabahlar değildi.

Her şey de değişmişti.

Her şey yoktu artık yerli yerinde;  

Gülen yüzlü dost manzaralar.

***

Yürüdüm otelden dışarı,

Ara köprüden, Köprübaşı’na çıktım. 

Dostların sıcaklığı kalbimde.

Parka girdim salkım saçak..

Nerde dedim şimdi o

Üzerinde sallanılan salıncaklar

Somurtan resimler, küskün tavırlar

Birasına hokey oynanan dostluklar.

Zaman süpürüp götürmüş hepsini.

 

***

Asi nehrini selamlayan

O köprüyü geçtim parkı çıkıp…

Haftalardır su çektiğim Kültürpark’tan, 

Asfalt yokuştaki o evi aradım.

Minik kızımın,

Her işe gidişte köşeyi dönerken

El salladığı o dost ev

Bir beton yığınına yenikti belli.

Yoktu artık hiçbir şey yerinde. 

***

Habuneccar Camii’n ordan

Girdim dostun çıkmaz sokağına.

Kapıdan, sormak üzereyken

Döndüm gerisin geriye bir tuhaf.

Ordan, girdim Uzunçarşı yoluna.

Ağız dolusu güldüğümüz akşamlar

Şimdi nerde dedim kendi kendime…

Ellibir oynadığımız bahçeli kahve

Duruyordu işte hâlâ yerinde.

***

Anıların sarmaş dolaş sarhoşluğu

Bir tuttu ki bankanın önünde…

Yüreğimin ıssız kumsallarını

Talan ediyordu o yaşanmışlıklar

Sıcak sularıyla dövüyordu zaman.

Baş edilmez bir hal almıştı,

Sersemleyen bu yüreğin tsunamisi.

Vurgun vuran yılların esintisinde

Savruluyordu  hatıralar orta yerde…

,

***

Tatlı bakışınla süslenen

Güzel gözlü gülümsemelerin.

Camın ardındaydı şimdi sanki.

Ay doğarken yüzünde

En bakir fısıltılarını söylüyordu kumsala.

Titreyen yakamozlu dalgalar…

Geçmiş yılların tortusunda

Silip silip tozunu aldığım.

Bir eski resim gibiydi hatıralar…

***

Gözlerinin sabah güneşine

Gizlice tuttuğum yüreğimi.

Keşke daha çok tutsaydım dedim.

Tutsaydım keşke daha çok…

-Bilemedim zamanın bu kadar acımasızlığını.

Bilemedim.

Sonra, her akşam ister.

Düşen bir tel gibi

Savrulaydım saçlarından yerlere.

Her akşam sen giderken,

Ben paramparça kalaydım ardında.

 

***

Eski Antakya sokaklarında

Yöneldim ilk eve.

Her gün işe gidip geldiğim

Yokuş yukarı sokaklarda yürürken

Bir dost yüz aradım zaman takviminde

Bir selam, tanıdık bir ses.

En sonunda, 

Buldum son deminde Kemal Ağa’yı

Bakkal dükkânının önünde.

***

Bir şiire verdim bütün sırlarımı.

Yapılmamış resimlerin,

Duyulmamış şarkıların ezgilerine.

Anılarda yitirdim sesimi.

Asi’nin sularına karışan duygulara,

Söz geçiremedim sustum…

Bir not da bıraktım

Onun boş masasına

Sonra düştüm Çukurova yoluna.

 

Cumali Karataş

Şiirler

 

BAHAR…

Sevgili;

sen boynunu bükünce

Akdeniz’de güzelim selviler bükülüyor

Harbiye’de şelâleler

arkın arkın çağlamıyor

değirmenler dönmüyor…

Gözlerin gülmeyince

güneye güneş doğmuyor

Antakya’da başaklar

yeşerip sararmıyor

Yayladağı’nda üzümler

salkım salkım olmuyor…

Sen susunca

sazımın telleri susuyor

Kumrular cezaevi damlarında

güzelim türkümüzü

*”Ya cörti cöre, ya cörti cöre”yi

söylemiyorlar…

Tel örgülerden

sallamadıkça ellerini

yüreğimdeki sevgi

serpilip çiçek açmıyor

Hasretlik çöküyor üstüme

acı mı acı

Antakya biberini andırıyor…

Sevgili ne olur

boynunu kaldır

yüzün gülsün!..

Cezaevine güneş doğsun-ayrılığı korutsun

Son görüş gününde

savrulan takvim yapraklarında

-bak ne yazıyor:

“Ne olsa da kışın sonu bahardır…”

Bahar…

* Ya cörti cöre: Kumruların sevinçlerini ifade eden

yerel dil arapçada insan sesine benzeyen; komşum! komşum!

anlamına gelmektedir. Sevgiyi, kardeşliği ve dayanışmayı

ifade etmektedir… Bundan dolayı Antakya’da kumrular kutsal

sayılır ve avlanmazlar.

                                                            BEDRAN CEBİROĞLU

ANNE!..

Susamışım su ver bana

Üşüyorum ısıt beni

Bombalardan korkuyorum

Sığınağa götür beni.

Yüreğinde sakla beni

Yıldızlarla koru beni

Hergün güneş batımında

Ay ışığı örtsün beni.

(…)

Kundağımı yellere ver

Başucuna karanfil ser

Bez bebeğim uyumazsa

Emziğimi yârene ver.

(…)

Yerüstüne çıkar beni

Bombalardan kurtar beni

Sığınaktan sıkıldım ben

Gökyüzünde sakla beni.

                  BEDRAN CEBİROĞLU

AĞLIYORDU DAPHNE

AĞLIYORDU DAPHNE

                        Sinan SEYFİTTİNOĞLU

Gittiğimde ağlıyordu Daphne,

Üzerinde koca bir sis,

İki gözü iki çeşme

Ocak ayı ıslatmış yanaklarını

Pembemsi olmuş pamuk elleri…

Gittiğimde ağlıyordu Daphne

Sana, bana, bize

Ve belki de kendine.

Nazım’ın Anısına

İkisi de Selanik’te doğdu

Biri kendi dilinde

Dünyanın en güzel şiirlerini yazdı,

Diğeri bir ulusun direnişinde simgeleşti

İki sarışın

İki mavi gözlü dev,

Bir memleket

Bir insan

Bir kavganın sevdasında,

Bilinçleri ve yürekleri ile dövüştüler

Biri vatansever

Diğeri vatan haini sayıldı ülkesinde,

Şimdi biri yatıyor

Ankara’da mermer mozolesinde

Diğeri yatıyor

Moskova’da çınarsız bir kayanın dibinde…

Uğur Pişmanlık

GAZZE

GAZZE

Dün ölümü gördüm, ölüm kanatsızdı

Yağmur gibi yağıyordu havada

İşte ölümün divan kurduğu Gazze’desin

Hava bir bıçakla yırtılıyor sanki

Kör bir çığlık güneş

Camları cam gibi suskun

Ağaçların cesetleri ceset gibi

Minareler gökyüzüne değil hiçliğe yaslanıyor

Read the rest of this entry »

GENERALLER ÖZGE / Müslim Çelik

GENERALLER ÖZGE    / Müslim Çelik

Namluların önünde açan karanfiller

düğün alayı tank bülbülleri

uçağa su sıkan tabanca

cepheyi yaran keskin taş

Barikattan varilli kata

yıldız gibi kayar asla

generaller*

Yüreğim buzlara değerek yanmakta

güzelliğimden bilincim kanamakta

Alevlere sarınmışım geliyorum şimdi

Emdiğim kasırganın memeleri

_____________________________

*Generaller:

Yaser Arafat’ın: Benim küçük generallerim

dediği on iki, on dört yaşı

arası çocukları

Devrimin Filistinli zor

Özgürlüğünü açan sümbülteberleri

Gazze Şeridinde Söylence

Gazze Şeridinde Söylence

hepinizden ırmak boyluyum hizaya geçin

ajans haberlerine sızmış dağınık harfleri topluyorum

aklınıza yaslanan vukuat defterini okuyorum: abc

susmuştunuz vicdan sularınız yatsıya koşmuştu

parmağı kesilen sınır boylarına bir kimlik izinden bakarken

bekası kan dolmuş adamlara gözaltıydı masumlar

susmuştunuz, hele yoklayın boşluklarınızdan hangi itiraflar çıkacak

hizaya geçin diyorum yoksa pişmanlığınızı gazze şeridi ölçecek

arşimet’in terazisine atlamış ölçüsüz kuvvet birliği

kürsüye çıkıyor gazze’de bir afişin üstüne yazılıp

anadolu’nun sokaklarında temayül yoklaması kol geziyor

sonra newyork’da, londra’da gün boyu

kızarıyor ikili anlaşması devletlerin

ipiyle pazara çıkmış katiller ekrandan geçiyor

yılbaşı kutlamasına dokunuyor mailler

hamam tasıyla liderler buluşması gusül’ü taşa vuruyor

geçin hizaya hepinizden ırmak boyluyum

trablusşam sahilinde bir fener gazze şeridine umut bekliyor

nahr el bared kampının hatırası israil rütbesinde

gibi teslim aldılar bizi de nehirler boyunca akmadığımızdan

itiraf etsin herkes mülteci ruhuna sorular göndersin

vicdan elbisesini giyinin hadi yola çıkalım

obama barajından bir top mermisi geçirmek için

gazze bizi bekliyor, gazze bizi bekliyor, gazze…

Rahmi EMEÇ

Ocak 2009, Eskişehir

Akşam Haberleri

ÇIĞLIK

Kan değil, is değil, olsa olsa gölge. Sildikçe bulaşıyor, koyuluyor sildikçe.

Kundaklara düşmüş tüfeğin gölgesi, sapan taşına karşı mermi izi gibi bir şey. Hani öldürülmek gibi su içerken. Öyle bir çığlık izi işte.

Birbirine benzedikçe sözcükler, selamlaşmalar barışı andıkça, ellerime bulaşıyor, koyuluyor, yerleşiyor boğazıma.

İki perde ardındadır, gümüş bir kılıf içinde. Beyaz bir deri işte, yasaklar kayıtlı ve kurbanlar… Yakılacak kurbanlar… İbrahim’in elini durduran koç nerde? Kurban taşında bebekler… Yakılması istenen bebekler… Sözler kan içinde.

Yankısı dağlardan çöllere düşen bir çığlık: Filistin!.. Filistin!.. Filistin!..

Lekesi ellerinizde.

Read the rest of this entry »

Tevfik TAŞ – Kırılmalar Atlası

 

 

XIX

Boşlukmuş büyüten boşluğu

Bunu söylüyor Filistin

 

Sınırında kınamanın

Suçlamanın darboğazında

 

Boşlukmuş büyüten boşluğu

Read the rest of this entry »