‘Tarihçe’ kategorisi arşivi

Can Yücel 85 Yaşında

     CAN YÜCEL 85 YAŞINDA

      O’nu 12 Ağustos 1999’da (d.1926) yitirmiştik.

     Bir dönemin ünlü Milli Eğitim Bakanı, “Güzel gözlü müfettiş”, unutulmayan eğitim/kültür hizmetleri, düşün yazıları bırakmış olan Hasan Ali Yücel’in oğluydu.

     Pek çok ailede olduğu gibi, yaşama bakış açısını babasından almıştı. Şiirleri, yazıları ve ustaca çevirileri ve önemlisi günlük hayatta aldığı tavırla O, tam bir çağdaş aydındır; “adam gibi bir dünya” özlemiyle de her dem tazedir.

     Can Yücel’i yaklaşık 30 yıl önce   Ankara’da bir toplantı sonrası tanımıştım. O günü unutmam mümkün değil. O sıralar öğretmendim ve Ankara’ya her gidişimde şairlerin mekanlarına takılıyordum.

      1990’lı yıllarda Ozan Telli’yle tanıştım ve Adana Cezaevi günlerini Telli’den sık sık dinledim.

      Can Yücel, 12 Mart askeri yönetiminin idama mahkum edip, 6 Mayıs 1972’de hükmü infaz ettiği üç  gencin en öndekine “Mare Nostrum” (Bizim Deniz) şiirini yazar: En uzun koşuysa elbet Türkiye’de devrim/ O, onun en güzel 100 metresini koştu./ En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…/ En hızlısıydı hepimizin,/ En önce göğüsledi ipi…/ Acıyorsam sana anam avradım olsun,/ Ama aşk olsun sana çocuk, AŞK olsun!…”

     2007-2009 yıllarında Datça Şiir Festivali’ne katıldım, Müze evini gezdim, ailesiyle tanıştım ve Barış Mezarlığı diye anılan mezarlıkta yer alan mezarı başında şiir okuma şansını yakaladım. O mezarlık ki gerçekten ülkemizde başka bir örneği yok. Müslüman, Yahudi, Hıristiyan… pek çok farklı inançtan insan bir arada yatıyor.

    Hemşerimiz, ünlü heykeltıraş Mehmet Aksoy’un eseri olan mezar tam bir sanat şaheseriydi. “O, Can Yücel’in can taşıydı. Arkasından güneş vurduğunda ışıktan bir cenin belirirdi can evinin çemberinin ortasında. Can babanın içindeki ışıktan çocuğu, yaratıcı cevherini görünür hale getirirdi güneş. Çemberden öne doğru yılankavi hareketlerle akıp yere düşen, oradan tekrar doğduğu yere kaynağına doğru geri akan su sonsuz yaşamın döngüsüne gönderme yapıyordu.”  

     Ve ölümünün 12. yılında Can baba’nın mezarı insanlık düşmanlarınca parçalandı. Datça Belediye Başkanı Şener Tokcan Can Yücel’in mezarının tahrip edilmesi üzerine basına şu açıklamayı yaptı:   

      “Datça demokrasinin, düşünce özgürlüğünün nefes aldığı bir yarımadadır. Böyle bir aydınlığa hangi köktenci ve çürümüş zihniyet el uzatabilir, halen anlamakta güçlük çekiyorum.

Şiir insanlığın, Can Baba ise Datça’nın kalesidir. Yıkamazsınız.”

        Can Yücel’in babası, bir dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’le ilgili yazdığı “Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim” şiiri,   bir şair babaya, bir şair evladın en güzel armağanıydı.

 Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim

Ben hayatta en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk

Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti

Geldi mi de gidici – hep, hep acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi

Atlastan bakardım nereye gitti

Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a

Bi helallaşmak ister elbet , diğ’mi oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim

Hayatta ben en çok babamı sevdim.

     Sana sevgiler, saygılar Can YÜCEL

     Dostlukla!

‘RENGAHENK’ MECZUPLAR(!)

  

‘RENGAHENK’ MECZUPLAR(!)

                                                        Mustafa Akyürek

Bir ağustos şafağında

Ağıta durur Datça’nın gülleri

En saydam misketi gözyaşının

Toprağa gömülür kuşluk vakti

                                       (M.A)

 

        Ağustos sıcağı, ölüm ayazı demeden birileri Can Baba’nın mezarına saldırı düzenlemiş…

        Datça’nın zakkumları, sümbülleri, peygambe çiçekleri bir kez daha hüzün vadisine gözyaşlarını akıtmışlar…Çamlar, ladinler, meşeler yeşillerini sıyırmışlar; örtü yapıp o güzel insanın bedenini sarıp sarmalamışlar. Asmalar bir bağ bozumu öncesi salkımlarını bağışlamış imbiğin incecik kılcalına…Sarmaşıklar örtmüş mide kaldıran yıkıntı çirkinliklerini.

        Bütün bu güzelliklere inat çağın meczupları oruçlarını açmışlar bir anıt mezarın başında.

İftar sofraları da oldukça zengin….Neler yok ki: Aşk iksiri Sözcükler, baldıran dizeler, mey diyarından kevser suyu, sülün budu, perdeli yürek pilavı, hazım otu…

        Oysa aradıkları bunların hiçbiri değilmiş. Hazımsızlık yaratmış yedikleri-içtikleri…

Aradıkları kan şerbetine belenmiş öfke lavaş, ısırgan yahni, boğaz çakımı hünkarbeğendi ve benzeri çamur sıvaşığı kedibulamacı türünden geceyarısı mönüsü…

        Aranan bulduğuyla yetinmiş…Balyoz, kazma, keser, çekiç…Çekiç denenmiş önceleri.

Her vuruşun arkasından vuranın elinde kalmış sıska sap. Keser desen ufaltamamış mermer taşları. Kazma ise işe yaramış. Şiir suyuyla ıslanmış toprağı savurmuş sağa-sola….Ekili sümbülleri, zambakları, kan güllerini, danagözünü, balıkağzını, ıtırları ölüm vadisine yolcu etmiş. En son, iş balyoza kalmış…Önce başucu ve ayakucu mermercikler düşmüş yere. Ardından yan mermer bloklar dayanamamışlar böğürlerinde nakışlanan balyoz darbelerine. Mermerin ölümüyle çiçek ölümü yan-yana, kucak-kucağa… 

        Ölümün kanıksandığı çağda bir çiçek ölümü ne ki meczup için? Mermer ölümü ne?

Biri taş biri bitki değil mi sonuçta?. ‘Berzah’ının (kabir hayatı) köşkünde kebap dumanı tüttüren güruh için mermer kırılmış, çiçek ezilmiş çok mu?

        Sahi, inanç pazarını kuran kim ? Tezgahı yerleştiren, sürü sürü karakoyun, top top siyah basma satan kim? Kelepir fiyatına can pazarlayan kim? Alana da satana da el kavuşturan canbaz kim? Akçesi avucunda o canbaz ki iyilik meleği kılığında nalıncı keseri değil de nedir ki?…

        İnancı olanlar için mezar hayatı ve sonrası belliymiş. Münkir ve Nekir’n sorgusundan sonrası ne ki?

        Kasap dükkanlarında yamakların bir tek görevi vardır: İşe yaramaz tezgah bulaşığı kanlı etleri toplayıp günlük nafakalarını çıkarmak. Aslolan ne kasap ne de yamak olmak. Önemli olan sevda bahçelerinde ‘Can’ca emeğin terine, aşkın kutsallığına bahçıvan olabilmekmiş…

        Unutmadan söylenirmiş söz. Öyle demiş eskiler…Hazırlıklar şimdiden başlamış, önümüzdeki ağustos anması için. Kim mi söyledi…Kaç zamandır pencere kenarında sevişen bir çift kumru kulağıma eğilip şunları dedi: ‘söz aramızda iki yavrumuz doğdu. Birinin adı Sevgi diğeri Duvar…İkisini yan yana getirip ‘Sevgi Duvarı’ ördük…Duvara yekinen sarmaşıkları da ihmal etmedik. Ebrularında gökkuşağının yedi rengi ile ara renklerin sayısız çeşitlerini barındırdıkları için onlara da özgün bir ad bulmak gerekiyordu. Bulduk da… Can Baba divanında en yaraşır olanı ‘Rengahenk’ olduğuna göre…’

        Eh, ne denilebilir ki ‘aşk olsun’dan başka…

                                                                                      Adana/ 20 Ağustos 2011

KASIM YÜCEL ÖLÜMSÜZDÜR

EVCİL AĞAÇLAR

……

Asi’nin kıyısında okaliptüs kökleri suda

Sevdalıların adları yazılı gövdelerine

Dalları sarmaş dolaş

Rüzgâra karşı el ele…

(İçimden Geldiği Gibi, s. 42)

                         AYDINLIK YÜZLERİMİZDEN VE KÜLTÜR ÇINARLARIMIZDAN KASIM YÜCEL ÖLÜMSÜZDÜR

 “Uygarlıklar Beşiği” Antakya’mızın yetiştirdiği kültür çınarlarımızdan Kasım Yücel’i ebediyete uğurlamanın üzüntüsü içindeyiz.

      Foto Kemiksiz’den devraldığı fotoğrafçılığı tiyatro oyunculuğu ve şairliğiyle toplumsal duyarlılığımıza emek veren, bilgi ve deneyimlerini yeni kuşakla paylaşan, Antakya’nın tarihi ve kültürel dokusunun canlı tanıklığını yapan Kasım Yücel’i, toprak anaya duyduğumuz saygı gibi hiç unutmayacağız.

“Geçmişi olmayanın geleceği olmaz” anlayışla kültür insanlarına, sanatçılarına ve toplumcu aydınlarına sahip çıkmayan toplumların da bilime ve sanata katkısı olamaz. Bunun bilincinde olan Antakyalılar başta olmak üzere etkili ve yetkili herkesin, kültür çınarlarımıza sahip çıkmalarını diliyoruz.

Yücel ailesine, dost ve arkadaşlarına başsağlığı diliyoruz. Antakya’mızın “Uzun Ömürler Kenti” olarak Kasım Yücel’in istediği gibi barış ve sanatın güçlendiği bir merkez olması için ortak çaba göstereceğimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Arif Okay, Adil Okay, Sabahattin Yalkın, Ali Yüce, Niyazi Börklü, Celal Atayurt, Müslüm Kabadayı, Mehmet Karasu, Mehmet Salman, Duran Yaşar, Musa Artar, Metin Yılmaz, Nebih Nafile, Bedran Cebiroğlu, Yusuf Recepoğlu, Ahmet Hamurcu, Mehmet Oflazoğlu, Mustafa Varışlı, Yaşar Özkaya, Faruk Bal, Ferhat Zidani, Mehmet Ali Atahan, Güney Rüzgârı Dergisi, Tersakan Toros Dergisi, İlkinci Edebiyat Dergisi

Kısa Film Atölyesi

 Basın Bildirisi

Kısa Film Atölyesi Başladı

 

HRT Akdeniz Kanalı ile Avrasya Kentsel Kalkınma Derneğinin ortaklaşa düzenlediği Kısa Film Atölyesi başladı.

19 kursiyerin katıldığı atölye çalışmasında ilk gün Dürsaliye Şahan Sinema Dilinde Öykü Yazım Tekniklerini anlattı.

“O an!” teması ile hazırlanan atölye; teorik olarak anlatılan; sinema dilinde öykü ve senaryo, kamera, çekim, kurgu, montaj, seslendirme ve müzik derslerinin pratik olarak da deneyimlenmesi üzerine kurulmuş bir programı gerçekleştirecek.

İki hafta sürecek olan kurs sonunda öğrenciler; ortak olarak yazdıkları bir senaryoyu da kısa film olarak çekecekler.

Atölye hakkında bilgi almak isteyenler:

www.yaziatolyesi.org

kisa.film.atolyesi@hotmail.com

0326 221 0032  /  0534 527 8487

Suriyeli Yazarlarla Buluşma

Suriyeli yazarlar Klades Matar, Haldun Kassam (Parlamenter) ve Laskiye Yazarlar Birliği Başkanı Necdet Zreyka’yla Hatay temsilciliğimizde 28 Haziran’da buluştuk. Antakya temsilcimiz Mehmet Karasu’nun davetiyle Antakya’ya gelen yazarlarla Mustafa Köz ve Müslim Çelik iki ülke edebiyatı üzerine söyleşti. Antakya temsilciliğimizde yerel ve ulusal basının da davetli olduğu söyleşide edebiyatın iki ülkeyi yakınlaştırmak için önemine değinildi.

Daha sonra Suriyeli yazarlar, ülkelerindeki olayların değerlendirmesini yaptılar. Haldun Kassam, ülkelerini ABD’nin siyasal ve kültürel bir kuşatma altına almak istediğini, Suriye halkının yönlendirilmeye çalışıldığını, bağımsızlıklarını Batı’nın kuşatmasına karşı koruyacaklarını söyledi. Ayrıca özellikle Cisri Şuur’da başlayan olayların Suriye halkının iradesini temsil etmediğini, bu yörelerdeki insanların dini duygularının ve yoksulluklarının kullanıldığını belirtti. Kassam, hükümetler gelip geçici, toplumlar kalıcıdır; en büyük cevherse insanı insan kılmaktır, bu gücü de insana edebiyat verir, dedi.

Mehmet Karasu, Mustafa Köz ve Müslim Çelik, ertesi gün sığınmacılar kampına, oradan da sığınmacıların Türkiye’ye geçiş yaptığı yerlerden olan Güveççi köyüne geçtiler. Kampta görevlilerle yaptıkları görüşmede, sığınmacıların ülkelerine dönmek istediklerini, her gün biraz biraz döndüklerini öğrendiler. Bu durum, Türkiye sınırında olayların azaldığını, ülkedeki çatışmanın dineceğine ilişkin bir umut da sayılabilir.

Güveççi köyü ise ilk günlerin yoğunluğundan kurtulmuş görünüyordu. Türkiye’ye sınırdaki akrabalarına kaçan Suriyelilerle köy halkı, çatışmaların bitmesi için Beşar Esad’ın “temmuz reformları”nı bekler gibiydi. Bu reformlar, Suriye halkının huzuru ve rejimin demokratikleşmesi için bir adım sayılabilir.

Yazarlarımız, görüşmelerinin ardından İstanbul’a döndüler.

TYS, Hatay’da

TYS, HATAY’DA
SURİYELİ YAZARLARLA BULUŞTU
 
     Lazkiye Yazarlar Birliği Başkanı Necdet Zreyka, Suriyeli yazarlar Clades Matar ve Haldun Kassam’la buluşmak, ülkelerindeki olaylar üzerine bilgi almak ve sığınmacıların Türkiye’ye giriş yaptıkları Güveççi köyünde gözlem yapmak için Mustafa Köz ve Müslim Çelik Antakya’daydı
    Yazarlar, TYS Antakya Temsilciliğinde düzenlenen buluşmada, iki ülkenin siyasal durumlarıyla birlikte edebiyatları üzerine de söyleştiler, Güveççi köyünde incelemelerde bulundular

İKİ YAKAYI BİRLEŞTİREN DENİZ”İN ÇOCUKLARINDAN:

 

İKİ YAKAYI BİRLEŞTİREN DENİZ”İN ÇOCUKLARINDAN: İŞGALCİLER DEFOLUN!

                                                                                                                                                                  Müslüm Kabadayı

       Akdeniz’in; Fenikeliler döneminden beri, “İki Yakayı Birleştiren Deniz” olarak betimlendiğini halkımız ne kadar biliyor, doğrusu emin değilim. Ama Hititler ile Mısırlıların, Haçlılar ile Doğu Akdeniz bölgesinde yaşayan yurtsever güçlerin, işgalci Fransa-İngiltere ile anti-emperyalist Türkler-Kürtler ve Arapların savaşında, bu coğrafyanın halklarının hep bedel ödediğini herkes biliyordur. Çünkü günümüze izdüşümleri olarak Filistin sorunu, Irak’ın işgali, Lübnan’ın parçalanmak istenmesi ve şimdilerde Suriye’nin karıştırılması gerçeğini sağır sultan bile biliyor.

      Sözü uzatmaya hiç gerek yok, ülkemizi yakından ilgilendiren, özellikle Hatay’da yaşayanları yürekten etkileyen ciddi bir süreçle karşı karşıyayız. Basında çıkan haberler, Dünya çapında önemli araştırmacıların (Rick Rozoff) yorumları ve kişisel gözlemlerimiz göstermektedir ki, Suriye’de son dönemde yaşanan olayların arkasında ABD-İngiltere ve İsrail var.  “Sınırdan ilk geçiş 29 Nisan günü yaşanırken, 5 Nisan’da Hatay’a gelen İngiltere’nin İstanbul Başkonsolos yardımcısı Sarah Mooney, Cilvegözü ve Yayladağı sınır kapılarına gitti. Mooney, Suriye’de bir kriz yaşanası durumunda bu ülkedeki İngiliz vatandaşlarının tahliyesi konusunda araştırma yaptığını açıkladı.
Ardında da 13 Nisan günü ABD’nin Ankara Başkonsolosu Richard Appleton ile Adana Konsolos yardımcısı Amanda Joy Monsour bu iki sınır kapısında inceleme yaptı. İki ABD’li yetkili, Hatay Vali Yardımcısı Orhan Mardinli ile de görüştü.” (Gazeteport) Bu haber ve daha sonra yaşananlar bunu açıkça teyit etmektedir. Bizzat TC devletinin haber kurumu olan Anadolu Ajansı Muhabirinin Cisr-is-sugur kenti ve çevresinde yaptığı araştırma ve gözlemlerle ilgili verdiği bilgiler, buradaki kamu kurumlarının tahrip ve yağmalanmasında ve toplu mezarlarına rastlanan 120 askerin katledilmesinde aktif rol oynayan güçlerin hedefleri anlatılıyor. Bu olaylardan kaçıp Türkiye’ye sığındıkları söylenenlerin bir bölümü masum olabilir ama onları bu göçe kışkırtanların, aylar öncesinden Altınözü ve Yayladağı’nda araştırma yapan ABF ve İngiltere diplomatları ile ajanları olduğu herkesçe söyleniyor artık. Daha sonra buradaki çadırları timsah gözyaşları dökerek gezen CIA’nin artist kılıklı ajanı Anjelina Julie’nin mülteci çadırlarında ki şov’u gündeme geldi. Arkasından da, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’ye yaptırım için Birleşmiş Milletler’e başvurusu, Amerika’nın kendi Senatosundan Esad ve altı yöneticisi için Suriye dışına çıkmama kararı vermesi. Bunlara paralel olarak, Antakya’dan derlenen, Arapça bilen gizli  servis elemanlarının Suriye içinde yürüttüğü faaliyetler ve bunların dünya basınında yazılması…

      Şimdi biz Hataylılar sormalıyız: Suriye ve Türkiye’de yaşayan kadim halkları birbirine düşürmek için etnik ve dinsel farklılıkları kullanmaya çalışan işgalci ülkelerin oyunlarını Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da görmüyor musunuz? Milyonlarca insanın ölümüne, tarihi ve kültürel değerlerin yağmalanması, petrol başta olmak üzere madenlerin uluslar arası şirketlerin eline geçmesine yol açan bu işgal politikasının, şimdi de Suriye’de sahneye konmaya çalışıldığını görmemek için, ya işbirlikçi ya da celladına özenen mahkum olmak gerekir.

       Bağımsızlığa ve özgürlüğe değer veren her insan, ülkelerin iç işlerine işgalci güçlerin karışmasına baştan karşı durur. Bugün Türkiye’de olduğu gibi Suriye’de de sınıfsal sorun başta olmak üzere birçok demokratik konu gündemdedir. Bunların çözümü o ülkenin iç dinamikleri tarafından açığa kavuşturulmak durumundadır. Dolayısıyla bizde ABD patronların, Türkiye’de savaş sanayinden beslenenlerin sözcüsü konumundaki Cengiz Çandar gibilerin savaş kışkırtıcılığı yaparken, ülkemizde de sık sık kullanılan Alevi-Sünni çatışmasını Suriye, dolayısıyla Hatay’da teşvik edecek yazılar kaleme almalarına seyirci kalamayız. Hatay halkı bunların niyetlerini çözecek ve halkların kardeşliğine halel getirmeyecek kadar deneyim sahibidir. 1970’lerde nasıl devrimcilerin, sosyalistlerin öncülüğünde Antakya’nın Maraş’a, Çorum’a ve Sivas’a dönmesine izin vermediyse, şimdi de kardeşlik bilinciyle bu oyunu boşa çıkartacaktır.

       Tarihin her döneminde işgalcilere dersini veren “İki Yakayı Birleştiren Deniz”in çocukları olarak, Türkiye’nin olanaklarının, işgalcilerin çıkarına komşu ülkenin parçalanması için kullanılmasını şiddetle reddediyoruz. Türkiye’yi büyük risklere atan “Yeni Osmanlıcılar”ı kınıyoruz. Bu tehlikeli oyunların figüranı olunmaması için onları uyarıyoruz.

ESMA OCAK YAŞAMA VEDA ETTİ

                                                        ESMA OCAK YAŞAMA VEDA ETTİ

 Berdel, Bir Filozofun Yaşamı, Münire, İçerideki Avcı gibi eserleriyle yazın dünyamıza ve ayrıca derlediği, aktardığı pek çok kültürel eserle Diyarbakır kültürüne önemli katkıları olan yazar Esma Ocak bu sabah vefat etmiştir.

Ailesine, başta Diyarbakırlı dostları olmak üzere tüm sevenlerine, dostlarına, kültür dünyasına başsağlığı diliyoruz.

                                                                                                                                Türkiye Yazarlar Sendikası

Basın Duyurusu

  
 Basın Duyurusu

 

 o an!!!!

  

 

Kısa Film Atölyesi

 

 

 

 

Avrasya Kentsel Kalkınma Derneği ve HRT Akdeniz Kanalı işbirliği ile düzenlenen

Kısa Film Atölyesine kayıtlar başlamıştır.

 

“O an!” konsepti ile hazırlanan atölye programındaki

bütün dersler teorik ve uygulamalı olarak işlenecektir.

 

İki hafta sürecek olan kurs mekânı Antakya.

 

İlk dersin ücretsiz olduğu etkinliğe şehir dışından katılmak

isteyenler için uygun ücretlerle kalacak yer temin edilmektedir.

Bahar Hocazade, Cemal Aktaş, Dürsaliye Şahan, Hülya Nur Sert,

Kahir Temimoğulları, Ömer Sağlamoğlu, Özlem Ataş, Salman Caner ve

Yusuf Sağlamoğlu’nun eğitmen olarak katılacağı kurs programında

sinema dilinde öykü ve senaryo yazımından, kamera, kurgu,

kısa film yönetmenliği, montaj, seslendirme, müzik ve jenerik gibi konular işlenecek.

Atölye çalışması sonucunda katılımcılar kolektif olarak yaptıkları

kısa filmin ortağı olacaklardır.

 

4 Temmuz-15 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek olan

atölye hakkında detaylı bilgi ve kayıt başvuru için:

 

 

 

0326 221 0032 / 0534 527 8487 (Meryem hanım)

www.yaziatolyesi.org

kisa.film.atolyesi@hotmail.com

 

Avrasya Kentsel Kalkınma Derneği ve

HRT Akdeniz Kanalı işbirliği ile

 

                      O an!                       

 

 

Kısa Film Atölyesi

 

Teorik ve uygulamalı dersler

İlk ders ücretsiz!

Konu Başlıkları:

 

 

·       Sinema dilinde öykü ve senaryo nasıl yazılır?

·       Kamera ve çekim                                             

·       Kurgu

·       Kısa film yönetmenliği

·       Montaj                                                              

·       Seslendirme

·       Müzik

·       Jenerik

Bütün dersler teorik ve pratik olarak işlenecektir

Tarihi                           : 4-15 Temmuz 2011 (iki hafta)

Saatleri                       : Pazartesi-Cuma 10.00 – 16.00 (Toplam 60 saat)

Atölye Yeri                  : Avrasya Kentsel Kalkınma Derneği

Ürgen Paşa Mh. Atatürk Cd. 16.Sk. No: 3 (Eğitimin arkası) Antakya

Atölye Ücreti              : 100TL

Eğitim sorumluları      : Bahar Hocazade, Cemal Aktaş, Dürsaliye Şahan, Hülya Nur Sert,

Kahir Temimoğulları, Ömer Sağlamoğlu, Özlem Ataş, Salman Caner, Yusuf Sağlamoğlu.

 

Başvuru ve detaylı bilgi için     : 0326 221 00 32 / 0534 527 84 87  (Meryem hanım)

 

www.yaziatolyesi.org

kisa.film.atolyesi@hotmail.com

İskenderun Kültür Sanat Şenliği Sonuç Bildirgesi :

                                                          İskenderun  Kültür Sanat  Şenliği  Sonuç  Bildirgesi :

       21-24 Nisan 2011 tarihleri arasında, şehir  merkezindeki  Havuzlu  Çarşı bitişiğindeki ara sokaktan girilerek ulaşılan ve  halk  arasında da artık  “sanat  sokağı “ diye   anılmakta  olan  meydanda ; İskenderun Kültür ve Sanat Şenliğini, iki  dernek ortaklaşa  bir  şekilde gerçekleştirdik.

 Amacımız; sanatı, sanatçıyı ve izleyicileri, sokakta bir  araya  getirmekti.Bunu da  daha  ziyade yerel sanatçıların ağırlıklı olduğu   bir izlenceyle ( programla ) yapmaya  çalıştık: Yazarlar; Akın Bodur,  Münevver Düver, Hüseyin İnsan, Ali Göçmen, Cevdet Uygun, Refik Kireççi, Yahya Gülgeç, Hüseyin Çirkin, Akay Eren, Haşmet Kolağası, Yusuf Aslan, Çetin Kalkan , okurlara  kitaplarını  imzaladılar.  Şairler ;  Sabahattin Yalkın, Celal İnal, Mustafa Akyürek, Selçuk Akkoyunlu, Sema Sabuncu Terzi, Filber S. Çobanoğlu ; şiirlerini okudu.  Ayrıca  Feridun Akın (tiyatro), Meral Aran Kaysı( ressam, heykeltıraş), Yasemin Tümkaya(ebru) Müjgan Tayhoş(  Onestroke- tekdarbe resim ), Aslınaz Bale Dans Müzik Kursu  ,  Meryem Yıldırım ve öğrencileri(heykel), Mete Köroğlu Sinevizyon Gösterisi –Sergisi (fotoğraf),  Seden Hastürk(seramik), Ayşe Barutçu(taş süsleme), Türkan Işık (karakalem), İnsaf Sultanoğlu( yağlı boya), Hüseyin Öcal( yağlı boya) Emrah Ateşli, Doğan Yetim ve Ahmet Emre Peynirci( heykel atölyesi),  Ramazan Kanat(fotoğraf), Mehmet Atilay (Ozan Türabi-müzik ), Mehmet Fazıl Karasu( müzik), Türkay Şan( hattat- kaligraf (güzel yazı  sanatçısı) Mustafa İncedil(Aşık-müzik ), Yusuf Kaba, Kemal Düz(şiir), Ali Traş(gazeteci), Şule Kumru(keman), Yan Flüt-Gitar-Gitar- Keman(Ünal Müzikevi), MKÜ öğrenci Topluluğu( Müzik), Ali Kiremitçi( sabun ustası), Zübeyde Arzu Kandemir(takı), ( Ali Atak (güvercin yetiştircisi) kendi  alanlarında sunumlarını  yaptılar. İskenderun’lu olan yazar Ayla Kutlu ile  karikatürist Muhittin  Köroğlu ise, ulusal düzeyde  tanınan  konuk  sanatçılarımız  oldu.

       Açılış , doğrusu beklediğimizden daha kalabalık  ve  canlı  geçti.Sanat ve  kültür şenliği olması  nedeniyle , açılışımızı  farklı bir  tarzda yaptık, güvercin  uçurduk.Ana  destekçimiz belediyenin katkılarıyla  meydanda düzenimizi kurduk. Belediye  Başkanımız Dr . Yusuf Civelek, açılışa gelmenin dışında, sonraki günlerde  de bir  sanatsever olarak  konuğumuz  oldu.Konuşmalar  arasında,  meydanın , ilerisi için daha  uygun hale  getirilip ,böylesi etkinliklerin  daimi  yeri olabileceğine  dair düşüncelerini paylaştık.Böylece bu etkinliğin bir  diğer amacı olan , bu alanın  sanat  olayları  için bir mekan haline  gelmesi hususunda da  adım atmış  olduğumuzu  anladık.

        Çevre  esnafı bizlere yardımını  esirgemedi. Onların  da  isteği , bu  alanın daha  canlı bir  yer  haline  gelmesi…

        Bir  klasik haline  getirmeye  çabaladığımız  ayran dağıtımımız ilgi gördü.Üstelik, ayranımızı geride hiçbir plastik atık bırakmadan 250 bardak içtik; çünkü cam bardakta  sunduk.

 Destekçilerimiz ; İskenderun Belediyesi, Belediye Kadın Kültür ve Sanat Eğitim Merkezi, Aalen- Antakya Kültür Derneği, Gökkuşağı Sanat Evi, Aran Sanat Evi, Akçelik Boru Sanayi, Doğan Hukuk Bürosu,  Hatay Keşif Dergisi, Çelik-iş Sendikası, PrimeMall, İskenderun Gazetesi, Ses Gazetesi, Cadde Gazetesi, Ferda Kitabevi ve Tümkaya Süt Ürünleri idi. Kendilerine  müteşekkiriz.

 Katılımcı ve  destekçiler  elbette  daha  geniş olabilirdi. İskenderun halkı  da  daha fazla haberdar  edilebilirdi. Gelen olumlu-olumsuz  tepkilerden , İskenderun’da bu gizilgücün (potansiyelin ) olduğunu  fark ettik . Bir ilk olan bu etkinlikte, edindiğimiz  deneyimlerle , bir  dahaki sefere , daha iyisini başarabilmek umuduyla; katkı  veren herkese  teşekkür  ederiz.

 Ayna İskenderun Kültür  Sanat Derneği                    Evimiz  İskenderun   Süpürge  Derneği

        Yönetim Kurulu Başkanı                                                Yönetim  Kurulu Başkanı

                   Kemal  Düz                                                                    Dr. Fatih  Köse