Aralık, 2011 Arşivi
Yeni Yıl Kutlaması
Sevgili Dostlar,
Yeni yılınızı içtenlikle kutlar, yeni yılda esenlik, mutluluk, barış ve başarı dolu gunler dilerim.
Mehmet Karasu
Çocuklar İçin Yazı Atöyesi
Marmara Sanat Akademisi
Çocuklar İçin Yazı Atölyesi
”Benim Hikâyem Senin Masalın”
Çocuklar hikâye dinlemeye, masal anlatmaya bayılırlar. Yazabildiklerini gördüklerinde ise çok mutlu olurlar. Bu nedenle çocuklar yetişkinlerden daha yaratıcı ve daha özgündür.
Atölyedeki ana başlıklar:
- Çocuklara eğlenceli oyunlarla yazma tekniklerini öğretmek.
- Okuma alışkanlıklarına katkı sağlamak.
- Öğrendikleri yazma teknikleri deneyimleyerek kendi başarılarını görmelerini sağlamak.
- Ekip çalışması içinde sosyalleşmelerine katkı sağlamak.
- Sanata ilgilerini artırmak.
- Kaliteli ve keyifli vakit geçirmeleri için olanak sunmak.
Atölye yönetmeni : Dürsaliye Şahan
Atölye tarihi : 23-27 Ocak 2011
Atölye saati : 11.00 – 13.00
Atölye yeri : Marmara Sanat Akademisi
İstiklâl cd. Yeşilçam Sk. No: 22 K:2 Beyoğlu/İstanbul 0212 292 68 48 / 0 536 304
DOĞA-TARİH VE KÜLTÜR BELDESİ: HARBİYE
DOĞA-TARİH VE KÜLTÜR BELDESİ: HARBİYE
Geçtiğimiz günlerde birkaç günlüğüne Balıkesir’e gitmiştim. Akşam, internet üzerinden Antakya Gazetesi’ne bakarken bir haberle birden irkildim: Haber düşündürücüydü:“8.5 yıl sonra Harbiye ilk kez vali gördü”
Oysa, birkaç yıl öncesine kadar tüm resmi konuklar Harbiye’de ağırlanırdı. Tüm resmi davetler Harbiye’de verilirdi. Gerçi şimdi yıkım hazırlıkları var ama konuklar, Hatay Cumhurbaşkanı Sayın Tayfur Sökmen’in ikamet yeri olarak kullandığı Defne Oteli’nde yatırılırdı.
Birkaç yıl içinde Harbiye’yi nereden nereye getirdik, üzerinde düşünmek gerek, birçok şeyi sorgulamak gerek
Harbiye/Defne, doğa, tarih ve kültür zenginliği ile turizm bakımından eşsiz bir hazinedir. Dünyada çok az yer Harbiye/Defne kadar uzun ve zengin bir tarihin izlerine sahiptir. En eski uygarlıkların izleri, anıtları Harbiye/Defne topraklarındadır. Ve Defne hâlâ toprak altındadır.
1930’lu yıllarda Defne’de kazılar yapılmış ve birçok yapıt gün yüzüne çıkarılmıştı. Gün yüzüne çıkarılan bu yapıtlar, bir sanat mabedi olan Antakya Arkeoloji Müzesi’nin zengin koleksiyonunu oluşturmaktadır. Roma- Bizans dönemine ait olan bu mozaiklerde Mitologya anlam bulmakta, egzotik nice öyküyü kulağımıza fısıldamaktadır.
Bilinen söylencedir: Zeus’un oğlu Işık Tanrısı Apollon, ırmak kenarında dolaşırken genç ve güzel bir kız görür. Bu eşsiz güzelin adı Daphne’dir. Daphne, Apollon’un içinde arzular uyandırır, onunla konuşmak ister. Fakat Daphne, Apollon’un içinden geçenleri anlamıştır. Konuşmaya başlar ve kaçar. Apollon, Daphne’yi kovalar. Çapkın Tanrı bir yandan da “Kaçma, seni seviyorum” diye bağırır. Daphne ise Tanrılarla sevişen kadınların başlarına neler geldiğini bildiği için korkuya kapılır ve kaçmaya devam eder.
Apollon’a gelince, bu periyi mutlaka yakalamak istemektedir. Aralarındaki mesafe iyice kısalır ve bir an gelir ki Daphne Apollon’un sıcak nefesini saçlarının arasında duyar. Artık kurtuluş olanağının kalmadığını anlayan güzel Daphne birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır: “Ey toprak ana!… Beni ört, beni sakla, beni kurtar.” Bu içten yalvarış üzerine Daphne, organlarının ağırlaştığını, odunlaştığını hisseder. Göğsünü gri bir kabuk bağlar. Kokulu saçları yapraklara dönüşür, kolları dallar halinde uzar, ayakları kök olup toprağın derinliklerine dalar. Bir defne ağacı oluverir. Bu manzara karşısında şaşıran Apollon, Daphne’nin ağaç oluşunu üzüntüyle izler, sonra ona sarılır ve sert kabuklar altında hâlâ çarpmakta olan kalbinin sesini duyar.
“Daphne!” der. Bundan sonra sen Apollon’un kutsal ağacı olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yaprakların başımın çelengi olacak. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler, şarkılarda, şiirlerde adımız yan yana geçecek.”
Eski Yunan ve Roma tanrılarının uğramadan edemedikleri hatta balaylarını geçirdikleri Daphne’yle ilgili birçok söylence vardır: Dünyada ilk güzellik yarışması burad düzenlenmiş, Galetia ile Polifemos, Adonis ile Afrodit arasında geçen aşk öyküleri burada yaşanmış.
Harbiye/Daphne, Antakya’nın bir mesire yeri durumundaydı. İS. 44 yılında Olimpiyat oyunlarını düzenlemek hakkını Antakyalılar almışlar ve ilk olimpiyatlar Daphne Olimpiyat Stadı’nda düzenlenmiştir.
Daphne’nin kuruluşu Antakya’nın kuruluşundan daha eskilere dayanır. Hatta Antakya’dan, “Daphne yakınındaki şehir” diye söz edilirdi.
Apollon adına adanmış ormanı, çağlayanları, uygun iklim koşulları ve yemyeşil doğası ile ünlenen Daphne, zenginlerin villalarının bulunduğu seçkin bir yerdi. Daphne’ye 60 metre eninde çift sütunlu (dünyanın en uzun çift sütunlu yolu) bir yoldan gidiliyordu.
Günümüzde Harbiye/Daphne’nin durumu ortada. Burada en büyük görev Harbiyelilere/Daphnelilere ve tabi ki belediyeye düşmektedir. Defne – Apollon Şenlikleri’ni yaşatan başkanımız için bu iş zor olmasa gerek.
Daha çağdaş, daha yaşanılır bir Harbiye/Daphne dileği ile..
(Antakya Gazetesi)
Aydın Sorumluluğu
AYDIN SORUMLULUĞU
Kenan Kahlioğulları
Aydın sorumluluğu; Mazlum halkların kurtuluşu için destek vermek, Yoksulların haklarını eşit bir derecede alabilmeleri için çaba sarf etmek, İnsanların insanca yaşaması için mücadele vermek, dünyanın her yanındaki işgal, zülüm ve ağalık yönetimlerine karşı tavır takınmak, Vicdanlı olmak ve toplumuna ve dünyaya karşı sorumlu ve duyarlı olmaktır.
Suriye’de yaşananları takip etmekte gerçekten zorluk çekiyoruz. Gündemler o kadar hızlı değişti ki zorlandık takip etmekte. Hükümetin iki yetkilisi Suriye konusunda farklı söylemlerde bulundu.Bu bizleri hiç şaşırtmadı! Kol kola maç seyreden, ailece görüşen, 0 sorun politikası söylemini dillendiren ülkemiz yetkilileri kısa bir süre sonra “Suriye ve savaş” söylemini dillendirmeye başlamışlardı.(hem de başı çekmişlerdi.) En azılı emperyalistler bile bu kadar fanatikliğe şaşırmıştı!!!!! Son zamanlar da Dersim katliamı özrü ile beraber gündem değişti. İktidar Partisi ve Ana muhalefet partisi arasında “dersim hesaplaşması” yaşanıyor.
Sadece değinmek istediğim aydın ve insan olmanın sorumlukları vardır. Bu sorumluklar arasında
—Ortadoğu ve dünya milletlerinin barış içinde yaşamasını savunmak.
-Mezhepçi ve ırkçı söylemlere karşı durmak bu kışkırtmalara gelmemek
— Siyasi oyunları boşa çıkarmak için her türlü desteği vermek
—Dünya’yı kavrayan geniş perspektifleri sahiplenmek ve o pencereden bakabilmek
—Mazlumun yanında olmak, zalime karşı durmak
-Aydınlanmak, okumak, bilinçlenmek, bilinçlendirmek, Doğup büyüdüğü toprakların kıymetini bilmek, halkının tasasını ,derdini yüreğinde hissetmek
Bu satırları yazarken Türkiye Yazarlar Sendikası Antakya Temsilciliği’nin ve Aalen kültür derneğinin sanatını halkının hizmetine adayan(Aknehir-Samandağ’lı)Dünya’da ve Ortadoğu’da tanınmış şair Süleyman El-İsa (Taş)’ya saygı adlı çalışmayı okudum. Samandağ’lı Aydın insan’a yer vermek istedim.
“VAİL,BÜYÜK VATANINI ARIYOR”
Süleyman –El İsa (Taş)1921 yılında Samandağ ilçesine bağlı Nahırlı (Aknehir)köyünde, Besatin el Asi mahallesinde doğmuştur. Köyünde ilkokul bulunmadığı için, babası Şeyh Ahmet İsa’nın açtığı ve bir çeşit dil kursu sayılan El Küttab’a (O zamanlar için ağaç altında, açık havada okuryazarlığı iyi olan bir kimsenin çocuklara yönelik düzenlediği bir çeşit okuryazarlık kursu)yazılmış,orada okur yazarlığı öğrenmiştir. İlkokulu Antakya’da okumuştur. Fransız işgaline karşı ayaklanmalara katılmıştır. Lise öğrenimini Hama,Lazkiye ve Dimaşk (Şam)’da tamamlanmıştır.2. dünya savaşı yıllarında Cevdet el Haşimi Lisesi’nde okuduğu Dimaşk kentinde Baas Partisi’nin kuruluşunda önemli rol oynamıştır. Irak Bağdat Dar-ül Mualimin El Aliye akademisinde Yükseköğrenimini tamamlamıştır. Suriye’de Halep Lisesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmıştır. Daha sonra Şam’a tayin edilmiş ve Milli eğitim Bakanlığı’nda Talim Terbiye Kurul Başkanlığı yapmıştır. Arap Yazarlar birliğinin kuruculuğunu yapmıştır.
Süleyman El-İsa (Taş)’ın gerçek yaşamı “Vail büyük vatanını arıyor” öyküsünde vardır.Bu öykünün bir bölümü aynen yazıyorum. Süleyman El-İsa’nın hayatından bir kesit““Vail, Samandağ İlçesine bağlı, Asi Nehri kıyısında Kurulmuş, Nahırlı adlı ve 20 evi geçemeyen küçük bir köyün çocuğudur. Köyün evlerini teker teker bilir, asi nehri ile haşır neşirdir. Yüzmeyi ve güneşlenmeyi çok severdi. Ta küçük yaşlarında bile balık gibi yüzmeyi öğrenmişti. Daha 4-5 yaşlarında iken yalın ayak, ağaçlar arasındaki taşlı ve dikenli yollarda koşarak arkadaşları ile beraber Asi Nehri’ne atardı kendini.
Köy evleri taş ve çamurdan yapılmış, damları ise kurumuş ağaçların ağaçların gövdeleri ile örtülmüştü. Ama köy ağasının evi yontma taşlarla yapılmış ve köyün en yüksek tepesinde beyaz bir güvercin gibi ışıldıyordu. Vail,bu sosyal adaletsizlik ve dengesizliğin var olduğunu ta küçük yaşında hissetmişti.Nedenini Sorgulamaya başlamıştı.Okuma yazma bilmeyen bir köy ağası nasıl ve niçin böyle bir evde yaşayabiliyordu?Köyün malının %75’ine nasıl sahip olmuştu?Annesine, babasına ve etrafındaki insanlara hep sorular sormaya ve cevaplar aramaya başlamıştı. “Vail küçük yaşlarda düzenin çürümüşlüğünü sorgulamaya başlamıştı. Çocukluk yıllarında yaşadığı bu sorgulamalar hayatını biçimlendirmişti.
Süleyman El İsa (Taş) Büyük vatanını hiç unutmadı. Affan İlokulunu,Samandağ’daki Hıdır türbesini , El Arabi Türbesini ve köyünü Aknehir’i hiçbir zaman unutmadı. Çocukluğundaki oyun bahçesinden hiç çıkmadı. Samandağ Sahiline geldiğinde sahilin durumuna üzüldü. İçinde hissetti bu şehri. Bu topraklara ,özlemini ve sevgisini haykırdı.
Kaynakça:
Karasu Mehmet,Ünal Esra, “Süleyman El-İsa (Taş)’ya Saygı,Ürün Yayınları, Ankara,2010
HALİL İBRAHİM BAHAR İÇİN BELGELİK
SOYUT DERGİSİ VE HALİL İBRAHİM BAHAR İÇİN BELGELİK
1965-1977 yılları arasında İlhan Berk, Metin Eloğlu, Sait Maden, Behçet Necatigil, Muzaffer Buyrukçu, Oktay Akbal gibi dönemin ünlü şair ve yazarlarının yanı sıra, 60 ve 70 Kuşağı şairlerine de sayfalarını açan ve şiirimize pek çok şair kazandıran Soyut dergisinin kurucusu şair Halil İbrahim Bahar için Türkiye Yazarlar Sendikası bir belgelik oluşturacak.
TYS, önceki haftalarda Arif Damar ve Melih Cevdet Anday için de “Edebiyat Müzesi”nde birer belgelik açmıştı. Şairin yazı gereçlerinin, kişisel eşyalarının, edebiyat günlüklerinin ve yazı-şiir taslaklarının da sergileneceği belgelikte Soyut dergisine yazarlardan ve şairlerden gelen mektuplarla Soyut dergisi örnekleri de görülebilecek.
Şiirlerini kitaplarda toplamayan Bahar’ın şiirleri, TYS’nin Yıldız Sarayı, Dış Karakol binasındaki “Müze-Belgeliği’nde 3 Aralık 2011 Pazartesi günü saat 14.00’te yapılacak açılışla ilk kez okurlarıyla buluşacak.
MELİH CEVDET ANDAY BELGELİĞİ
MELİH CEVDET ANDAY BELGELİĞİ
Çağdaş şiirimizin öncü şairlerinden Melih Cevdet Anday için Türkiye Yazarlar Sendikası’nın oluşturduğu belgelik, sendikanın “Edebiyat Belgeliği ve Müzesi”nde 29 Kasım Salı günü 14.00’te açılacak.
Melih Cevdet adına altı yıldır da ödül veren TYS, şairin ilk baskı kitaplarını, şiir ve yazı taslaklarını, el yazısı şiirlerini, yazı gereçlerini okurlarla buluşturacak.
Müzede ayrıca Maltepeli ressamlardan Kasım Koçak’ın yaptığı yağlıboya bir Melih Cevdet Anday portresi de izlenebilecek.
TYS’nin kent kültürü çalışmalarından olan belgelik, önümüzdeki günlerde Soyut dergisinin kurucusu Halil İbrahim Bahar’ın ve İkinci Yeni şiirinin ustalarından Cemal Süreya’nın yapıtlarına da ev sahipliği yapacak.
BİR AYDIN, BİN GÖZ: SERVER TANİLLİ
BİR AYDIN, BİN GÖZ: SERVER TANİLLİ
YOLUN AÇIK OLSUN
Tan illi tan alevli bir yeryüzü aydınını dün sonsuzluğa uğurladık. O, uzun yolculuğunda yine yazacak, yine düşünecek. “Uygarlık tarihi”nin eksik sayfaları onunla yenilenecek.
Ülkesini uygarlaştırma ve köhne beyinleri yeşertme çabasını asla unutmayacağız.