Şiir ve Öykü Atölyesi

                                                                                   Duyuru

        Merkezi Ankara’da bulunan İnsan Hakları Araştırma Derneği yürütmekte olduğu Avrupa Birliği Projesi kapsamında Aalen Antakya Kültür Derneği ile yaptığı işbirliği çerçevesinde öykü ve şiir atölyeleri düzenlemektedir. 

      Yazar Dürsaliye Şahan’ın koordinatörlüğünde yürütülecek atölye çalışmaları 29-30 Ekim 2011 tarihinde (Cumartesi – Pazar) Aalen Antakya Kültür Derneği (Kurtuluş Caddesi NO: 31 kat 3 -Şifa Eczanesi üstü-) binasında gerçekleştirilecektir.

 Atölyeye katılanların çalışmaları derlenerek kitaplaştırılacaktır.

 Aşağıdaki program doğrultusunda atölye çalışmasına katılmak isteyen adaylar başvuru yapabilirler.

 Detaylı bilgi: www.yaziatolyesi.org

 Mehmet Karasu

Aalen- Antakya Kültür Derneği Başkanı

 İletişim Bilgileri:

0505 6474629

05345278487

 

E-mail: yazi.atolyesi@hotmail.com

Karasumehmet50@gmail.com

 

Nefret Suçlarına Karşı Barış Kültürü

Öykü ve Şiir Atölyeleri

 

Öykü ve Şiir Atölyeleri

29-30 Ekim 2011, Cumartesi-Pazar (Aalen Antakya Kültür Derneği)

10.00 – 16.00 arası

Tema:

Günlük yaşamımızdaki nefret suçları

Öykü Atölyesi Yönetmeni:

Dürsaliye Şahan

 

Şiir Atölyesi Yönetmeni:

Ferhat Zidani

Program:

10.00 – 11.00 Tanışma

11.00 – 11.30 Katılımcılara projenin tanımı ve amacının anlatılması

11.30 – 12.00 Proje, atölye ve katılımcılar hakkında bilgi alış verişi.

12.00 – 13.00 Öğle tatili (Katılımcılara öğle yemeği ikram edilecektir)

13.00 – 14.00 Nefret suçlarının tanımlanması, çeşitleri ve önem sırası.

14.00 – 16.00 Öykü ve şiir denemeleri

16.00 – 16.30 Atölyeden çıkan çalışmaların toplanması

I.Defne Festivali

ULUSLARARASI DEFNE FESTİVALİ

 

                                                                   Mehmet Karasu (karasumehmet50@hotmail.com)

     Hafta içinde Antakya çok önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapacak.

     Hatay Valiliğinin öncülüğünde ilk kez Uluslararası Defne Festivali gerçekleşiyor.

     Kentimizin farklı mekânlarında gerçekleştirilecek çok yönlü etkinliklere yurt içinden ve yurt dışından yüzlerce sanatçı, bilim insanı katılacak.

     Bu, hem kentimizin tanıtımı, hem de önemli bir gelir kaynağımız olan defne bitkisinin hak ettiği yeri alması açısından çok önemli.

       Yeni yeni keşfettiğimiz defne (Laurus nobilis), defnegillerden, genelde 3–7 metre boyunda, her mevsim yeşil kalabilen, güzel kokulu ve yapraklarının kullanım alanı oldukça geniş olan, Akdeniz’e özgü bir ağaç türüdür. Yemeklere lezzet kattığı gibi alternatif tıpta da önemli bir yer tutar. 16. Yüzyılda yaşamış olan Antakyalı ünlü Bilge Hekim Davut El Antaki’nin yapıtlarında bu ağacın yararları ayrıntılı olarak anlatılır. Ayrıca Türkiye’nin tarım ihracatında önemli bir paya sahiptir:

        Çiçek açmış defneden elde edilen defneyaprağı, yemeklerde tat vermek için kullanılmaktadır.

        Defne yağı, defne meyvelerini sıkarak elde edilen, 30°C’de eriyen bir yağdır. %95 yağ asitlerinden ve %5 esansiyel yağlardan oluşur. Yağ, en çok sabun üretiminde kullanılıp, bunun yanı sıra kozmetik sanayisinde cilt nemlendirici olarak kullanılır.

       Şifalı ot olarak romatizma, deri kızarıklıkları ve kulak ağrıları için kullanılır.

       Defne, yaz kış yeşil kalır. Bu özelliği nedeniyle ölümsüzlüğün simgesidir.

       Defne, Apollon’un simgesidir. 

       Öyküyü mutlaka dinlemişsinizdir:

       “Bir gün Apollon, Thessalia’da kıyıları ağaçlarla gölgelenen Peneus ırmağı kenarında, güzel bir kız görür. Bu güzelin adı Daphne’dir.   Apollon, kızı görür görmez ona âşık olur. Daphne ormanların derinliklerinde dolaşmaktan zevk alıyor, ay ışığında yabani hayvanları kovalamak avlamak en büyük eğlencesi idi. Yalnız başına dolaşmayı çok seviyordu. Dahası Daphne hayatı boyunca yalnız yaşamaya yemin etmişti. Erkeklerden nefret ediyordu, bu yüzden evlenmeyi kesinlikle istemiyordu. Fakat Apollon ona delicesine tutulmuş peşini bırakmıyordu. Ormanda karşılaştıklarında Tanrı Apollon güzeller güzeli bu kızla konuşmak istedi, ancak Daphne ondan korkarak dolaşmaya başladı. Apollon ne dediyse onu durmaya ikna edememişti, Daphne korkmuştu bir kere. Yorgun düşene kadar koştu koştu, daha fazla koşacak gücü kalmadığında yere yıkıldı ve toprak anaya yalvarmaya başladı.

        “Ey toprak ana beni ört, beni sakla, kurtar!”

        Toprak ana onun yakarışını duymuştu, az sonra Daphne yorgunluktan ağrıyan bacaklarının sertleştiğini, odunlaşmaya başladığını hissetti. Gri renginde bir kabuk göğsünü kapladı. Güzel kokulu saçları yapraklara dönüştü ve kolları dallar halinde uzandı, küçük ayakları ise kök olup toprağın derinliklerine doğru indi.

       Apollon sevdiği kıza sarılmak isterken bu Defne ağacına çarpınca şaşırdı. O günden sonra Defne ağacı Apollon’un en sevdiği ağaç oldu ve defneyaprakları genç tanrının saçlarının çelengi oldu. Kahramanlara ödül olarak defneyapraklarından yapılma taçlar taktılar.”

      İşte öykünün geçtiği yer Harbiye’dir, Harbiye (Daphne) şelaleleridir.

      Defne-Apollon öyküsü çok sayıda ozana, yazara, müzisyene ilham kaynağı olmuştur.

      Harbiye, tarihi Defne (Daphne) olarak adını tüm dünyaya duyurmuştur. Sadece Hatay’ın değil, Anadolu’muzun en şirin ve en seçkin yerlerinin başında gelmektedir. Konumu itibari ile Türkiye’yi Ortadoğu’yu bağlayan yol üstünde bulunduğundan bu ülkelerden gelen turistlerin hem uğrak yeri hem de konaklama ve eğlence yeri olmakla birlikte, aynı zamanda bölgenin en güzel piknik yeridir. Yeşillik ve bol suları ile adeta cenneti andırır.

      Daphne’nin kuruluşu Antakya’nın kuruluşundan daha eskidir. Antakya’dan söz edilirken, “Daphne’nin yakınındaki şehir” diye söz edilirdi.

       Antakya- Daphne arasındaki tarihi “Daphne Yolu” dünyanın en uzun çift sütunlu yoludur.

        Ve asıl önemlisi Harbiye, Yukarıdver, Gümüşgöze (Yakto) Yeşilpınar (Camusayna) defne bitkisinin anayurdudur. Defne yağının, defne sabununun kaynağı buralardır. 1950’li yıllarda ben henüz ilkokulda iken defne hasat zamanı okulda kazanlar kurulur ve öğrencilere sabunun nasıl imal edildiği gösterilirdi.

     Defne Festivali gibi uluslar arası bu görkemli etkinlikte Daphne’nin mekân olarak yer almaması bence bir eksikliktir. En azından “Defne- Apollon Söylencesi” DSİ Parkı ile birlikte olayın geçtiği yerde, “Daphne’nin gözyaşları” diye nitelendirilen şelalelerde de bir sunum yapılır, gerçek “Defne Yolu’nda (Antakya-Harbiye arası) da bir yürüyüş gerçekleştirilebilirdi.

      Dostlukla!

                                                                                                             (Antakya Gazetesi)

Cumartesi Buluşmaları

Cumartesi Konuşmalarının Konuğu

İl Kültür Müdürü Aysun Çakar Çelenk

 Türkiye Yazarlar Sendikası Antakya Temsilciliği ile Aalen-Antakya Kültür Derneği tarafından her cumartesi günü düzenlenen “Cumartesi Konuşmaları”nın bu haftaki konuğu İl Kültür veTurizm  Müdürü Aysun Çakar Çelenk.

     TYS ile Aalen-Antakya Kültür Derneğinden yapılan yazılı açıklamada Moderatörlüğünü Seval Karataş’ın yürüttüğü bu hafta ki “Cumartesi Konuşmaları”nın konuğu İl Kültür Müdürü Aysun Çakar Çelenk oldu. Yapılan yazılı açıklamada İl Kültür Müdürü olarak Çelenk’in Hatay kültür yaşamına önemli katkıları olduğu, arkeolojik çalışmalara kişisel uğraşları ile ivme kazandırdığı belirtilerek “Sayın İl Kültür Müdürü Çelenk “Cumartesi Konuşmaları”nda ilimizde yürütülen kültürel, tarihi çalışmalar yanında önümüzdeki günlerde yapılacak çalışmalar ve Kültür Bakanlığının destekleri hakkında bilgi verecektir”.

        Yapılan açıklamada “Cumartesi Konuşmaları”na katılmanın ücretsiz olduğu ve toplantının Kurtuluş Caddesinde (Affan Kahvesi karşısı) bulunan Sendika/dernek toplantı salonunda yapılacağı belirtildi.

Sıla- Güvercin Davası

                                       SILA-GÜVERCİN DAVASI VE TELİF HAKLARI
      Yazarımız, üyemiz Dursaliye Şahan’ın yazılı-görsel basında “Sıla-Güvercin Davası” olarak bilinen davayı kazanması, telif haklarının ve özgün eser sözleşmesinin tartışılması için bizlere de bir olanak sağlamıştır.
Dursaliye Şahan’ın hukuk mücadelesinin telif haklarının yazar lehine işlemesinde önemli olduğunu düşünüyor ve yazarların özlük ve telif hakları üzerine düzenleyeceğimiz bir panelle konuyu kamuoyunun belleğine yeniden taşıyacağımızı duyuruyoruz.


TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74
0538 452 86 42

Ders Zili Sorunlu Çaldı

                            DERS ZİLİ SORUNLU ÇALDI

                                                                                                   Mehmet Karasu

                                                   “Tüm eğitim emekçileri ile  kır çiçeklerimize sevgiyle, saygıyla”

     2011-2012 eğitim ve öğretim yılı hafta başında başladı.

     16 milyon öğrenci ve 700 bin öğretmen Pazartesi sabahı çalan ilk ders zili ile birlikte ders başı yaptı.

      Bir eğitim ve öğretim yılı daha, kalabalık sınıflar, öğrencilerin beklentilerine yanıt vermeyen programlar, atama bekleyen 100 binlerce öğretmenin yaşadığı sorunlarla başlıyor.

      Eğitim Reformu Girişimi’nin Eğitim İzleme Raporu’na göre, “Her yıl yüz binlerce genç, ortaöğretimi diplomasız terk ediyor. Ortaöğretim çağındaki gençlerin üçte biri ne okuyor ne de çalışıyor. Ortaöğretim sistemi, gençlerin ihtiyaçlarına yanıt vermiyor. 15 yaşındaki çocukların yüzde 60’ı basit matematiksel problemleri çözemiyor. Eğitim sistemi eşitlikçi değil.”

      Bizde ilk ve ortaöğretim öğrenciye kuru bilgi ezberletmekten öteye gitmez. Yaşamdan kopuktur. Yaparak, yaşayarak, sorgulayıcı, imgeleme gücünü geliştirici değildir. Ülkeyi tanıma, sorunlarını inceleme olanağı vermez. Teste dönük sınav sistemi nedeniyle öğrenci kitap okumaktan kaçınmakta. Bu bakımdan öğretmenlere okuma alışkanlığı kazandırılması konusunda pek çok görev düşüyor.

      Eylül ayı, aslında hüzün ve hazan sözcüklerini çağrıştırır. Oysa okullar için durum tam tersidir: Okulların çocuk seslerine yeniden kavuştuğu bir aydır Eylül ayı. Okulların açılmasına haftalar kala heyecan başlar.   Bu heyecanı yalnızca öğrenciler ve anne babalar değil, öğretmenler de her yıl yeniden yaşarlar. Çarşıya pazara çıktığımızda bu heyecanın nasıl dışa yansıdığını görürüz. 

      6 yaşını dolduran, Van’daki torunum DENİZ de bu yıl Van, Bahçeşehir Koleji’nde başlayacağı yaşamının yeni döneminin tatlı heyecanını yaşıyor.

      Torun aşkı aşkların en güzeliymiş.

      Okul, bir çocuk için ailesinden sonra ilk sosyal kurumdur. Artık çocuğun yaşamında sadece anne baba önemli olmayacak, öğretmen ve arkadaşları da önem kazanacaktır. 

      İçi dışı pırıl pırıl, laboratuarlarında deneyler yapılan, kütüphanesi arı kovanı gibi çalışan, tüm derslerin dolu geçtiği, öğrenci, öğretmen ve idarecilerin birbirlerini sayıp sevdiği başarılı bir okul dileği ile…

     İçtenlikle!

ÖLÜMÜNÜN+..

Can Yücel 85 Yaşında

     CAN YÜCEL 85 YAŞINDA

      O’nu 12 Ağustos 1999’da (d.1926) yitirmiştik.

     Bir dönemin ünlü Milli Eğitim Bakanı, “Güzel gözlü müfettiş”, unutulmayan eğitim/kültür hizmetleri, düşün yazıları bırakmış olan Hasan Ali Yücel’in oğluydu.

     Pek çok ailede olduğu gibi, yaşama bakış açısını babasından almıştı. Şiirleri, yazıları ve ustaca çevirileri ve önemlisi günlük hayatta aldığı tavırla O, tam bir çağdaş aydındır; “adam gibi bir dünya” özlemiyle de her dem tazedir.

     Can Yücel’i yaklaşık 30 yıl önce   Ankara’da bir toplantı sonrası tanımıştım. O günü unutmam mümkün değil. O sıralar öğretmendim ve Ankara’ya her gidişimde şairlerin mekanlarına takılıyordum.

      1990’lı yıllarda Ozan Telli’yle tanıştım ve Adana Cezaevi günlerini Telli’den sık sık dinledim.

      Can Yücel, 12 Mart askeri yönetiminin idama mahkum edip, 6 Mayıs 1972’de hükmü infaz ettiği üç  gencin en öndekine “Mare Nostrum” (Bizim Deniz) şiirini yazar: En uzun koşuysa elbet Türkiye’de devrim/ O, onun en güzel 100 metresini koştu./ En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…/ En hızlısıydı hepimizin,/ En önce göğüsledi ipi…/ Acıyorsam sana anam avradım olsun,/ Ama aşk olsun sana çocuk, AŞK olsun!…”

     2007-2009 yıllarında Datça Şiir Festivali’ne katıldım, Müze evini gezdim, ailesiyle tanıştım ve Barış Mezarlığı diye anılan mezarlıkta yer alan mezarı başında şiir okuma şansını yakaladım. O mezarlık ki gerçekten ülkemizde başka bir örneği yok. Müslüman, Yahudi, Hıristiyan… pek çok farklı inançtan insan bir arada yatıyor.

    Hemşerimiz, ünlü heykeltıraş Mehmet Aksoy’un eseri olan mezar tam bir sanat şaheseriydi. “O, Can Yücel’in can taşıydı. Arkasından güneş vurduğunda ışıktan bir cenin belirirdi can evinin çemberinin ortasında. Can babanın içindeki ışıktan çocuğu, yaratıcı cevherini görünür hale getirirdi güneş. Çemberden öne doğru yılankavi hareketlerle akıp yere düşen, oradan tekrar doğduğu yere kaynağına doğru geri akan su sonsuz yaşamın döngüsüne gönderme yapıyordu.”  

     Ve ölümünün 12. yılında Can baba’nın mezarı insanlık düşmanlarınca parçalandı. Datça Belediye Başkanı Şener Tokcan Can Yücel’in mezarının tahrip edilmesi üzerine basına şu açıklamayı yaptı:   

      “Datça demokrasinin, düşünce özgürlüğünün nefes aldığı bir yarımadadır. Böyle bir aydınlığa hangi köktenci ve çürümüş zihniyet el uzatabilir, halen anlamakta güçlük çekiyorum.

Şiir insanlığın, Can Baba ise Datça’nın kalesidir. Yıkamazsınız.”

        Can Yücel’in babası, bir dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’le ilgili yazdığı “Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim” şiiri,   bir şair babaya, bir şair evladın en güzel armağanıydı.

 Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim

Ben hayatta en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk

Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti

Geldi mi de gidici – hep, hep acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi

Atlastan bakardım nereye gitti

Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a

Bi helallaşmak ister elbet , diğ’mi oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim

Hayatta ben en çok babamı sevdim.

     Sana sevgiler, saygılar Can YÜCEL

     Dostlukla!

Yaprak Dökümü Sürüyor

       YAPRAK DÖKÜMÜ SÜRÜYOR
      Bir süre önce beyin ameliyatı geçiren Necmi Selamet, kaldırıldığı Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde kalp yetmezliği nedeniyle yaşama veda etti.
      Necmi Selamet’in cenazesi, bugün (17 Eylül) Yeni Bağlar Mahallesi’ndeki Topçular Camii’nde kılınacak öğle namazından sonra, Eskişehir Asri Mezarlıkta toprağa verilecek.
Ailesine, yakınlarına, dostlarına başsağlığı diliyoruz.
Necmi Selamet
2 Eylül 1960 tarihinde Eskişehir’de doğdu.
Türkiye Yazarlar Sendikası, P.E.N., Yazarlar Derneği, Dil Derneği ve Edebiyatçılar Derneği üyesi.
İlk şiiri 1981 yılında Yarın dergisinde çıktı. Varlık Dergisi, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki, Hürriyet Gösteri, Kitap-lık, Tohum, Kum, Yom, Ada, Çağdaş Türk Dili, Dize, Mor Taka, İz, Mühür, Denizsuyukasesi, Deliler Teknesi, Sincan İstasyonu, Yazılıkaya ve Eliz dergilerinde şiir üzerine deneme, kitap tanıtma, inceleme, eleştiri ve söyleşileri yayımlandı.
2005 yılında Homeros Bir Şiir İnceleme birincilik ödülünü Hasan Akay ile paylaştı.
2010 yılında “Yaşar Kemal’de Pekiştirmeler ve Kullanımları” adlı dosyası “2009 Dil Derneği Beşir Göğüş Ödülü”ne ve Nâzım Hikmet Araştırması, Doğançayır Belediyesi- Yazılıkaya Şiir Yaprağı Ödülü’ne değer görüldü.
KİTAPLARI
·  Şiirin Kıyı Dili, Karşıyaka Belediyesi, İzmir, 2005 ( Ortak Kitap )
·  Nazım Hikmet ve “Makinalaşmak”, Kanguru Yayınları, Ankara, Aralık 2006
·  Şiirimizde Manifestolar, İlya Yayınları İzmir, Eylül 2007


TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74
0538 452 86 42

Seyhan Erözçelik’i Yitirdik

“Şiir Atı” sonsuzluğa sürdü kendini.
Yaz, üçüncü şair çiçeğini de soldurdu. Seyhan Erözçelik’i yitirdik. Mekânın şiir olsun sevgili Seyhan.

TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
0212 259 74 74
0538 452 86 42

Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü

              MELİH CEVDET ANDAY ŞİİR ÖDÜLÜ VERİLDİ
O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör
Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör
                                  Melih Cevdet Anday
Türkiye Yazarlar Sendikası ile Milas-Ören Belediyesi’nin düzenlediği Melih Cevdet Anday Günleri ve Kültür Şenliği’ni altıncısı 2-3 Eylül 2011 tarihinde Ören’de yapıldı. Kültür şenliği kapsamında verilen Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nün bu yılki sahibiyse “Seferis ile Üvez”adlı kitabıyla Süreyya Berfe oldu. Ödül töreni öncesinde, Melih Cevdet Anday’ın yazı serüvenin farklı yönleri işlendi. Müslim Çelik ve Sennur Sezer, Anday’ın şiirleri, Mehmet Zaman Saçlıoğlu denemeleri, Adnan Özyalçıner romanları üzerine konuştu. Etkinlikte Ayşegül Yüksel’in “Melih Cevdet Anday’ın Tiyatrosunda Zaman Algısı” başlıklı bildirisini Mustafa Köz sundu. Tiyatro sanatçısı-öykücü Nilüfer Açıkalın, “Güzel Düş” adlı Anday şiirleri okuması yaptı. Şadan Gökovalı ise Melih Cevdet Anday’la ilgili anılarını izleyecilerle paylaştı.